16 Mart 2017 Perşembe

sergi kataloğu için çalışma notları

Bizim Loti ve Bizim ‘Mutsuz Kadınlar’ımız

Tarihsel arka plana sahip işlerimin araştırma sürecinde hep aynı şaşkınlığı yaşıyorum. Araştırdığım kişi ve olaylara ait bilgilerimin yetersiz ya da çok yüzeysel olduğunu görüyorum. Pierre Loti’de de öyle oldu. Araştırmaya başladığımda onunla ilgili bilgim, ‘birçok kez İstanbul'da bulunmuş bir Fransız yazar olduğu, Haliç’in bitimindeki tepeleri çok sık ziyaret ettiği için bu bölgeye onun adının verildiği ile’ sınırlıydı.

Araştırdıkça gördüm ki Pierre Loti, Osmanlı geleneğinden Cumhuriyet modernizmine geçiş döneminde yaşanan toplumsal değerlerde bozulma, rejimin çöküşü (dekadans); yaşam tazları, özgürlükler ama özellikle de kadın özgürlüğü konusunda sembol isimlerden biri.

Pierre Loti, Tahiti seferi sırasında yerlilerin kendisinin pembe yanakları nedeniyle Lotus çiçeğinin adını taktıkları, olağanüstü renkli bir şahsiyet. Fransız deniz subayı olan Loti asıl ününü roman yazarlığıyla kazanmış, Uzakdoğu ve Ortadoğu seferlerinde gezdiği yerlerin desenlerini çizen, seyahat notları tutan bir seyyah aynı zamanda. Ziyaret ettiği ülkelerin yerel kıyafetleriyle verdiği birbirinden ilginç pozlar, yerli kadınlarla yaşadığı aşklar, örneğin ulusal mücadelemiz sırasında Anadolu'daki direnişe destek vererek, işgalci güçlerden biri olan kendi ülkesini eleştirmesi gibi, siyasi konulardaki cesur tavrı ve beyanları, eşcinselliği, onun ilginç kişiliğinin önemli parçalarından sadece birkaçı sanırım.

Birçok kez İstanbul’da bulunmuş Loti, Pera Palas Oteli’nin de içinde bulunduğu, Batı tarzı yaşamın hakim olduğu Pera bölgesinin tersine İstanbul’un daha geleneksel hayatların yaşandığı Çemberlitaş, Fatih, Eyüp gibi eski bölgelerinde ikamet eder, fes takar, şark tarzı giyinir, pala bıyık bırakır, kahvehanelerde keyif çatar, camiler, mezarlıkları, servilikleri gezer. İstanbul hayranı Loti kendisini her zaman Türk dostu olarak nitelendirir.

Onun bu sevgisine karşın kendisini sevenler de vardır, eleştiren, hatta hakaret ederek aşağılayanlar da: Saray onu, büyük törenlerle karşıyacak kadar ciddiye alırken, Osmanlı bürokrasisi çok sever kendilerini. Yazar Abdülhak Şinasi Hisar gibi bazı Türk aydınları, yazılarının bazı Türklerin yazdıklarından daha milli bir his ve zevk taşıdığını söyleyerek Loti'yi övmüştür.

Diğer yandan Tevfik Fikret başta olmak üzere birçok Türk aydını da Loti’yi tavır ve yazdıkları nedeniyle eleştirirler. Hatta devrimci sosyalist şair Nazım Hikmet ona ithafen yazdığı bir şiirinde Loti’ye çok ağır yüklenir:
Hatta sen
sen Pier Lobi!
Sarı muşamba derilerimizden
birbirimize
geçen
tifüsün biti
senden daha yakındır bize
Fransız zabiti!
Bilmeyenler
bilsin:
sen bir şarlatandan başka bir şey değilsin!
Şarlatan!
Çürük Fransız kumaşlarını
yüzde beş yüz ihtikarla şarka satan:
Piyer Loti!
Ne domuz bir burjuvaymışsın meğer!
Maddeden ayrı ruha inansaydım eğer,
Şarkın kurtulduğu gün
senin ruhunu
köprü başında çarmıha gerer
karşısında cigara içerdim!

Şarkın değil ama Anadolu’nun kurtuluş mücadelesi verdiği yıllarda, Cumhuriyetin Loti’yi kucaklamasa bile, belli bir önem ve değer vereceği de anlaşılmaktadır: Loti, İnönü zaferinden sonra Mustafa Kemal'e bir mektup yazarak Türk milletine sevgiyle bağlılığını bildirir ve zaferi kutlar. Buna karşılık olarak Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan sıfatıyla yazdığı cevap mektubunda, verdiği destek için teşekkür eder ve kendisine Türk dostluğunun simgesi olan bir halı hediye edilir.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi, Paris Mümessilinin hareketinden istifade ederek Türklerin büyük ve asil dostuna karşı perverde ettiği hissiyat, minnet ve şükranı tekrar beyan etmeyi kendine bir borç bilmiştir.

Tarihin en karanlık günlerinde sihrengiz kalemiyle daima Türk Milletinin hakkını teyit ve müdafaa etmiş olan büyük üstad için Türk Milletinin beslediği derin ve sarsılmaz muhabbet hislerini, İstikbal Mücadelesinde şehit düşen erkeklerimizin yetim bıraktığı kızlarımız tarafından gözyaşları arasında dokunan bu halı şehadet edecektir.

Naçiz kıymeti, delalet ettiği manadan ibaret olan bu hediyemizi haksever ve civanmert büyük Fransız’a beslediğimiz şükran hissine delalet olarak telakki ve kabul buyurmanızı rica ederiz.”

Burada sözkonusu olan halı konusu benim için çok fazla bir anlam ifade ediyor. Çünkü daha önceki bir işimde araştırma aşamasında (bu kez Ermeni yetim çocukların dokuduğu ve dönemin ABD başkanına hediye edilen) yine bir halı sözkonusuydu. Böylece tüm referanslarıyla iki halı, iki çalışmamda da tekrar hayat bulmuş oluyor.

Benim Loti’yle ilgili sevme/sevmeme ilişkime gelince: Loti diğer birçok kişinin kabul ettiği gibi, bana göre de kelimenin tam anlamıyla katıksız bir oryantalistti. Bu nedenle kendisini sevmem mümkün değil. Oryantalizm kavramının tüm olumsuz anlamları içinden bakınca, öncelikle -üstelik Batı tandanslı eğitim almış biri olarak- Loti’nin özendiği, ama bir o kadar da ötekileştirdiği o Doğulu özne konumu beni rahatsız eder. Ayrıca Loti Osmanlı’nın son dönemine ait tipik, statik ”şarklı” imajına hayrandır ve bir kostüm gibi bu kimliği üzerine giymek ister ki çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine kurulan Cumhuriyet’i ve değerlerini benimsemiş bir yurttaş olarak bu patetik oryantalist tavrı onaylamam sözkonusu olamaz.

Üstelik Loti, aslında uzun süredir yenileşme yolunda adımlar atan, gelgitler yaşayarak da olsa, çağdaşlaşma yolunda geriye dönülmez şekilde salınan Osmanlının çöküş döneminde, adeta onun hayaletine sarılan, Fransa’daki evine İstanbul’dan cami minberi, İznik çinileri, mezar taşı ve yatır sandukaları götürecek kadar sapkın ve iflah olmaz bir oryantalisttir.

Loti’nin yazdığı yarı-otobiyografik romanlarda, aldıkları Batı tarzı eğitime rağmen evlilik sonrası, ‘harem’lerde İslami geleneklere göre kısıtlanmış hayatlar yaşayan, kamusal hayata çarşaf ve peçe kullanmadan katılamayan genç Osmanlı/Türk kadınlarına tanıklık ederiz.

Özellikle ‘Mutsuz Kadınlar’ romanı ile aynı zamanda romana ilham veren ve romanın kahramanları da olan, Osmanlı bürokratı Nuri Bey’in kızları Zennur ve Nuriye’nin bu baskılardan kurtulmak için Loti’den de yardım alarak, Sirkeci’den kalkan Orient Ekspres ile Paris’e kaçışları, bunun kısa sürede bir devlet meselesi haline gelmesi oldukça manidardır.

Cumhuriyet Türkiyesi eşit haklar temelinde yapılan birçok devrim ve zihniyet değişimi ile kadın özgürlüğü konusunda birçok olanak yaratmış; bu özgürlükler, kadınlar ve çağdaş toplum tarafından kullanılmıştır.

Ancak günümüzde bu haklardan muhafazakarlık adına geri adım atılmaya çalışıldığı, Cumhuriyet’in değerlerinin aşındırılarak, alttan alta bir toplum mühendisliğine girişildiği de görülmektedir.

Bu bağlamda akla günümüzün dekadansı, Cumhuriyet’in getirdiği çağdaş değerler üzerinden mi yaşanıyor? sorusu gelebilir. Ben buna pek olasılık vermek istemiyorum. Zaten ‘aynı nehirde iki kez yıkanamayız’.

Hakan Kırdar

İzmir, Mart 2017



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder